Akşam olmak üzere... Güneş apartmanların tepesinde kayboldu, kaybolacak... Cengiz Gündoğdu'nun Aydınlanma için Kalkışma(1) kitabında yazdıkları kafamın içinde dolanıp duruyor...

Gündoğdu, Aristoteles’in canlılık ilkesini düşündüğünü yazıyor. Ben de bu kavrama takılıp kalıyorum... O kalp ameliyatından sonra bir sayrılarevinde yürümeyi öğreniyor, Aristoteles’in canlılık ilkesini yaşama geçiriyor... Bu canlılık ilkesi nerde geçiyordu acaba? Metafizik’te var mıydı, diye düşünüyorum. Meğerse kitabın başında bu ilkeden söz ediliyormuş. Sonradan ayrımına varıyorum.

Şöyle diyor: “ Aristoteles gerçekte Yaşam Üzerine ya da Yaşam İlkesi Üzerine anlamına gelen Psyke Üzerine adlı eser kaleme almış, bu eser de çoğunlukla Ruh Üzerine tercüme edilmiştir. Bizim “ruh” sözcüğümüz, zihin ve tinsellikle ilgili çağrışımları içerdiğinden burada da bu sözcüğü kullanmak oldukça yanıltıcı olur. Onu, yaşam ve canlı olana ilişkin genel bir araştırma olarak düşünmekle daha iyi yaparız. Buna göre, psykheye sahip olan canlı olandır- ve bu Aristoteles için, insan dediğimiz hayvanlar da dahil olmak üzere, bitki ve hayvanları da içerir. “ (2)

Bu arada aklım tâ gerilere gidiveriyor... Ben “ canı olmayan” sağ bacağımla küçükken kavga ederdim hep. “Senin canın olmadığın için düşüyorum. İnsanlar senin yüzünden gülüyorlar bana” derdim. Demek ki, o günlerde soyut düşünemiyordum. Bacağımı somut bir nesne yerine koyup onunla didişiyordum.

Cengiz Gündoğdu, bir sonraki bölümde kendi acılarını çözümlüyor... Ben de kendi iç dünyama bakıyorum... Ne çok suskunluklarım var... Kimi kez o suskunluklar/incinmişlikler bir dokunuşla tanımadığım kalabalıklar arasında gözlerimden sel olup akmadı mı? Hiç kimsenin kimseyi anlamaya zamanı yoktu. Anlatırsam anlarlar mıydı, bilmiyorum. Ben anlamayacaklarını duyumsadığım için tüm acılarımı içime gömmeyi seçmiştim o günlerde. Acaba öyle miydi? 

Şu an hangi yıl olduğunu tam anımsamıyorum. Doğan Cüceloğlu'nun “Can da Özür Olmaz” sempozyumuna katılmıştım. Cüceloğlu, insanın doğuştan getirdiği varoluşuna CAN diyordu... Sonra da konuyu engellilere getirerek CAN DA ÖZÜR OLAMAYACAĞINI dile getiriyordu. Bu sempozyumdan etkilenmedim, desem yalan olurdu. O günden sonra, tüm kitaplarını alıp teker teker okumaya başlamıştım. Savaşçı kitabından öyle etkilenmiştim ki, bu kitapla yatıyor bu kitapla kalkıyordum. Cüceloğlu'nun asistanlarının verdiği seminerleri duyardım da, evde durur muydum? Hemen soluğu İSÖM'de almıştım.

Hiç unutmuyorum. Şu an adlarını anımsayamadığım asistanlarını büyülenmiş gibi dinliyordum. İnsan varoluşunun temel boyutlarından söz ediyorlardı. Bu tür konular oldum olası çok ilgimi çekerdi. Çünkü ruhumdaki çalkantıların nedenini öğrenmek, kendimi tanımak istiyordum. O yüzden o temel boyutları hiç unutmadım. Yanlış anımsamıyorsam, şöyleydi: 

1)Ait olma/birey olma

2)Önemsenme

3)Kabul edilme

4)Değerli olma

5)Güvenilme

6)Sevgiye layık olma

Asistanlar bu konu başlıklarını anlattıktan sonra biri sınıfa dönüp: “Aranızda bunları yaşamayan var mı,” diye sordu. Sınıfta çıt yoktu. Yüreğim o kadar doluydu ki, artık gerçeklerden kaçamayacağımı anlıyordum. İçimdekileri daha ne kadar bastıracaktım? Bastıra bastıra yüreğim çöplük gibi olmuştu. Parmağımı kaldırarak: “ Ben” diye yanıtladım cesurca. “Hiçbir zaman kendimi değerli hissetmedim, sevmeye/sevilmeye layık görmedim.” “Hiç mi “ diye sordu asistanlardan biri. İşte o zaman sesimin titremesine engel olamadım. “Hiç” derken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamaz mıyım? Utançtan ölmek üzereydim. Daha fazla sınıfta duramazdım. Rezil olmuştum. Ayağa kalkarak sınıftan çıktım.

Bana bunları hissettiren, yaşamımı cehenneme çeviren bu toplumun paradigmaları ve sağlam beden ideolojisinin etkileriyle Sakatlığa Övgü kitabımda yüzleştim. İç dünyamı okura sunarken, yaşadığım tüm olumsuzluklara karşı bu toplumu tanıklığa çağırdım.

O sıralarda felsefe seminerlerine gitmeyi sürdürdüm. Aristoteles ise etkilediğim filozoflardan biri oldu. Aristoteles'in hümanizmasını şöyle anlatıyor Gündoğdu: “ ... otlar, çiçekler ve ağaçlar, kuşlar, balıklar ve yırtıcı hayvanlar alemi ile akrabalık bağlarımızı, doğal kardeşliğimizi yok edemeyecek biçimde sıkılaştırır. Aristoteles hümanizması sonuçta bitkiden başlayarak, tüm hayvan türlerine ve bütün olarak insanda, canlı varlığın aklın aydınlığına götüren bir akış, bir yaşam zenginliğidir. “(3)

Evet, yaşam tüm canlılar için bir nimettir... Peki, bu yaşamda bir organı “yok” ya da “eksik diye niçin engellilere yaşam hakkı tanınmıyor? Bakınız Aristoteles bu konuda ne diyor: “ilinek bir şeye ait olan ve onun hakkında doğru olarak tasdik edilebilen, ancak ne zorunlu, ne de çoğu zaman olan şeydir” (4) Yani saçımızın renginin ne olduğu, elimizin, ayağımızın olup olmaması bir ilinektir. Bizlerin bir niteliğidir. Bir niteliğimizin olup olmaması bana bir değer ya da değersizlik yüklemez.

Aristoteles'teki hümanizmayı görüyor musunuz? O yalnız engelli/engelsiz insanı değil, hayvan ve bitkileri de bir yaşam canlılığı olarak görür.

Ben çocukken sakat ayağımı gücü olmadığı ve kendi kendini kontrol edemediği için “canı yok” sanırdım. Hatta onu böyle olduğu için horlar ve aşağılardım. Kuşkusuz bu öğrenilmiş bir olguydu. Oysa ben nefes alıyor, hissediyor ve düşünüyordum. Yani CAN'dım.

Bugün engellilerin bir organı “eksik” ya da “yok” diye halen onlara aciz bireyler olarak bakılıyor. Sevmeye ve sevilmeye değer görülmüyorlar. Hatta çoğu kez acıyarak yaklaşılıyor.

Keşke Aristoteles gibi felsefecilere kulak versek... Doğayı hunharca katletmesek... Hayvanlara eziyet etmesek...  “Zayıf”, “güçsüz” gördüklerimize de yaşam hakkı tanısak... .

Her ne kadar yasalarımızda ayrımcılık yasak olsa da, engelleri yok etmeye ve  ulaşılabilir bir çevre yaratmaya çok uzağız değil mi? 

Kuşkusuz sevmek ve sevilmek herkesin hakkı... Büyük filozof Sokrates: “ Sorgulanmamış bir yaşam, hiç yaşanmamış demektir.” der. Kiri, damgayı, önyargıları, kalıpları uçurumlardan aşağı atmalı... İnsani değerlerden yoksun bir dünyayı aşkla yeniden oluşturmalı... (5)

Dipnotlar:

1) Cengiz Gündoğdu, Aydınlanma için Kalkışma, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2015

2)a.g.e. 13

3)a.g.e. 18

4) Aristoteles, Çeviren: Prof. Dr. Ahmet Arslan, Metafizik,Sosyal Yayınlar, İstanbul, Kasım 1996, syf. 289

5) Satı İlen, Sakatlığa Övgü, Kozalak Yayınları, İstanbul, 2016, syf. 72

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.