Üniversiteyi kazanmıştım. Babam, “Ayıp olur, kızın arkadaşları falan gelir, gidip eşya alalım hanım artık,” dedi anneme. O zamana dek tek maaşla dedemden kalan eski evin yerine yeni bir ev yapmaya çalışmıştı babam. Gün gelmiş sırtında harç taşımıştı evimizi yapmak için.  Öyle olunca da yıllarca iki divan, bir masa, birkaç sandalye ile oturmuştuk. Sandalyelerin bazıları da dayımın ürettiği sandalyelerdi.

İşte onların yerine yenileri gelince üniversiteyi kazandığıma sevinmiş kadar sevinmiştim on yedi yaşın coşkusuyla. Güzeller Allah için. Çok sağlam görünüşlü. Vitrin, masa, sandalyeler, sehpalar ışıl ışıl. Koltuklar, turuncu, kahverengi ve bej çizgili kadifeden. Hangi ağaçtan derseniz anlamam ama birinci sınıf oldukları belli.

Dikkat ederseniz son tümcelerimde şimdiki zaman kipi kullanıyorum. Çünkü hâlâ aynı takımlarla bakışıyorum. Yıl olmuş neredeyse 2020. Ben üniversiteye 1974 yılında başladım. Düşünün artık. Hani satanların aldıkları para Allah kat kat helal olsun ama onların da bir ömrü var. Yine de hayretle görüyorum ki koltuk döşemesinde en ufak bir dökülme bile olmadı bu sayısız yıllarda. Tabii ki koltukların kol konan yerlerinin cilaları gitti, sehpalar aşındı ama heybetlerinden bir şey kaybetmediler. Boyayla kapanabildiği kadar kapandı tüm kusurları.

En çok da sandalyeler çekti yükü. O gösterişli halleriyle direndiler yıllara. Zamanla bacaklarının arasındaki bağ görevini gören şekilli çubuklar dayanmaz oldu bu hayata. Ayrılmak istediler yaşamdan. İzin vermedik. Hayata tutundurduk onları. Mobilya yapışkanıyla başa çıkamayınca çivi, tel aklınıza ne gelirse denedi rahmetli babam. Onlar isyankârdılar ama. Emekli olmak istiyorlardı artık. Bir gün tüm isyanlarını benim üstüme yöneltmek istediler. Birine oturmamla ne olduğumu anlamayıp yerle bir olmam saniye aldı.

Zaten bunca yıl değiştirilmemelerine kızan ben düşman oldum sandalyelere. “Hayatta kimseyi oturtmam!” dedim. “Ben düştüm, başkası düşmesin,” dedim. Beni düşüren sandalyeyle kimse ilgilenmedi. Babam hayatta olsaydı ona gününü gösterirdi ama… Annem ise durumdan hiç şikâyetçi değil. Aslında bir saniye önce o sandalyeden kalkmış yerine ben oturmuştum. Yine de şanslı olduğunu kabul etmiyor, “Bir şey olmaz, düşmez kimse,” deyip duruyor hâlâ.  

Bayram geldi. Geçen şeker bayramı. Çoluk çocuk ziyarete gelecek. Ben mutfakta yeriz yemeği diye tutturdum. Annem sandalyelerine toz kondurmuyor benimle “Hayır efendim bayram günü mutfağa tıkılır mıymış misafir?” diye inatlaşıp duruyordu. “Vallahi benim çocuklarımı sakatlayacak halim yok!” diye ısrar ettim. Bayram sabahı bir de baktım ki annem koca bir kâğıda “Dikkat kırıktır!” diye yazarak iki sandalyenin ortasına asmış. Biliyordum annem o kıyamadığı yılların oda takımına “kırık” demekle aslında kendi kalbinin kırıldığını söylemek istiyordu. Bunu zaten bayram için elini öperken de hissettirdi. E, ne yapsaydım yani; göz göre göre kırık sandalyeye mi oturtsaydım gelenleri. Başına gelecekleri bile bile.

Neyse ki komşumuzun kızı, ne bulduğunu pek anlamasam da bizim o koltuk takımlarını o kadar beğeniyor ki anneme “Sen ölünce bunları ben alırım,” dedi de annemin yüzü, koltuklarının kendisinden sonra da yaşayacağının sevinciyle tekrar gülmeye başladı.

Bense her konuk geldiğinde o sandalyelere oturmasınlar diye helak oluyorum. Önce “Şöyle daha rahat edersiniz,” diye yer değiştirmelerini önersem de inat edenler çıkıyor “Böyle iyi diye,” İçimden “Biraz sonra iyi mi kötü mü görürsün,” diyorum, dışımdan “Şey, bu sandalyeler biraz tekinsiz de,” diyorum. “Yok, yok iyi iyi,” diyenler çıkarsa “Kendi düşen ağlamaz,” demek istesem de başıma geleni anlatıp yer değiştirmeye ikna etmeye çalışıyorum.

Bu koltuk, sandalye muhabbeti nereden açıldı da yazdın derseniz; biliyorsunuz siz onu…

Bizde kırık sandalyeye misafir oturtulmaz.

Eğer sandalyen tekinsiz ise düşmesini bekleyeceğine baştan söylersin konuğuna; oturmaz.  

Ceyda Sevgi Ünal

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Senem Açıkgöz 2019-09-22 13:46:54

Her yazınızı severek okuyorum. Bu “kırık sandalye” beni benden aldı; taaa çocukluğuma götürdü.

Sevgimle. ❤️

Avatar
Ikbal kaynar 2019-09-23 20:08:50

Çokgüzel bir anlatım,bu güne de cuk oturmuş.Eski ama kıymetli şeylere ve değerlere değer verilmesi umuduyla kutluyorum seni Sevgi'ciğim.

De