Türkiye'de bir engellenen olarak yaşamak zor... Yaya yolları...yaya yollarında elektrik direkleri... mantarlar... üst ve alt geçitler... demiryolları... duraklar... kamu binaları... park ve bahçeler... sinema, tiyatro ve marketlerin girişlerinde yığın yığın barikatlar... Tüm kente ulaşım yolları kapatılmış... Ne gece sabaha benziyor ne sabah geceye... Zaman durmuş gibi... Geçiş hakkı yok size... Saat donar mı? Buz tutar mı insanın bir parçası? Bir parçası taş kesilirken öteki yanı yürür mü dev barikatların üstüne? Bu nasıl ikilem? Varsınız, ama içine giremediğiniz bir dünyanın kapısında tutsaklığa bırakılmışsınız... Varsınız ama yoksunuz... Oysa, yaşam canlı bir organizma gibi nasıl da atıyor yüreğinizde? Bakınız, dinleyiniz! Onu, yaşamı ılık bir bahar rüzgarı gibi içinizde duyumsuyorsunuz... Yaşamı farklı yaşıyorsunuz diye neden barikatlar konuluyor ki önünüze? Öfkelisiniz... Nasıl da sert kasırgalar esiyor dağlarınızda... Şimdi barikatlara doğru ilerleyip gri bir binanın merdivenlerine adım atıyorsunuz... O da ne? Bir kartal pençesi dolanıyor ayaklarınıza... Kanıyorsunuz... Kanadıkça kurşuna diziliyor yüreğiniz... Devindikçe deviniyorsunuz... Ey ufukları aydınlatan güneş! Bu kabus kimin utancı?

Neden bu kadar öfkelisiniz, şekerim? Biraz da sorumluluğu kendinizde arayın! Engelsiz olanların biçtiği rolleri oynayan siz değil misiniz? Daha doğru düzgün örgütlenememişsiniz bile! Tüm yaşama koşulları çoğunluğa göre düzenleniyor... Her dışarı çıktığınızda, damgalanıp itekleniyorsunuz! Bunlar, duygusal şiddetin dik âlâsı değil mi? Peki, otobüslerde engelli rampasını açmayan sürücülere ne demeli? Sanırsınız, o rampayı açmak sürücünün değil de engellenenlerin görevi!.. Kimileri de, sizi durakta gördüğü halde görmemiş gibi yaparak basıyor gaza... Kalakalıyorsunuz karanlıkta... O ne soğuk... O ne zemheri... Rüzgar nasıl da şiddetli... Ah! Ne bilsinler, duygu ve düşünceden yoksun olanlar, evrenin yalnızca kendilerine ait olmadığını? Nasılsa siz yok hükmündesiniz... Bu dünyanın başrol oyuncuları, “sağlam”lıklarıyla herkese bir rol biçmişler... Metrobüslere ulaşmak için asansörleri işgal etmişler... İşgalcileri yenip ulaşsanız bile gideceğiniz yere... O devasa insan kalabalığında ezilirsiniz de kimse bakmaz yüzünüze...

Hep şikayet ediyorsunuz ya, kara yazgılı! Yağma edilen sizin yaşamınız! Ellerinizi, ayaklarınızı, gözünüzü, bağladılar çaputlarla... Niçin, size biçilen rolleri kabulleniyorsunuz? Yırtın, parçalayın, yok edin, tüm kirli bezleri... Bedeninizi ölçüp biçtikleri yetmedi mi? Görmezden gelinmedi mi gözlerinizin altındaki mor halkalar? Tertemiz, pırıl pırıl, yaşamak sizin de hakkınız... Elleriniz, ayaklarınız yok diye özgür değilsiniz a! Hadi, on koltuğa siz oturun! Ayaklarınız yoksa, basın gaza ellerinizle... Bir eliniz yoksa, öteki elinizle çevirin direksiyonu... Bedendeki bir eksiklik insanı yapmaz kusurlu.. Havada da mis gibi sıcacık ekmek kokusu... Ekmeğinizi kazanacaksınız önce... Sonra tüm barikatları yıkıp geçeceksiniz esenlikle... Başkaları için otomobil lüks gereksinim olabilir... Ama sizler için arabanız ayaklarınız... Bakın! Özgürlüğe koşuyorsunuz... Pedallara basınca denizlerin mendireğinde yaşama dokunuyorsunuz...

Of! Bilmezmiş gibi konuşmayınız, geveze kadın! Engellenenlerin önüne bir barikat kuruluyormuş yine... Engellilere ÖTV'siz araç satışı, vergisiz yetmiş bin liranın altındaki araçlarla sınırlandırılıyormuş... Sahi! Bu hakkı kimilerinin kötüye kullandığına ilişkin duyumlar da çalınmadı değil kulağıma...

Bakınız! Beni, iyi dinleyiniz öyleyse? Adalet duygusunu zedeleyen her kimse, onun yapışmalı ensesine... Tüm engellenenleri niye aynı kefeye koyuyorlar? Faturayı hepimize kesip terk ediyorlar ıssızlığa... Biz “eksik, kusurlu, hastalıklı” olduğumuz için mi layık değiliz ışığın yüzüne? Arabamız ayaklarımız... Sürgün etmesinler engellenenleri uzak ülkelere...

Oh! Evet, haklısınız... Arabamız ayaklarımız.. Bıraksınlar, hangi araca binip binmeyeceğimize biz özgür irademizle karar verelim... Kim yolsuzluk yapıyorsa ondan hesap soralım... Arabamız ayaklarımız... Bakınız! Sıcacık içimiz... Pırıl pırıl camlarımız... Işıl ışıl farlarımız... Dört bir yanımızda rengarenk ampuller... Yol alıyoruz tüm engelleri yıkıp geçerek... Arka camlarımızda bir güvercinin kanat çırpışı... Yaşamı duyumsuyoruz leylak salkımlarının açtığı yerde... Arabamız ayaklarımız... Dokunmayınız!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.