Nietzche ve ben...

Zerdüşt şöyle diyordu: “ Bu benim sabahım... Bu benim gündüzüm...” Sabahtı… Çiğ düşmüştü toprağın yüzüne… Güneş açtı peçesini… Yıkadı yeryüzünü… Pencereyi usulca araladım...  Toprağın kokusunu çektim içime... Güneşin renkleri kondu yüreğime...

Nietzche'le birlikte aklım; isteyerek bilgisiz kalıp, istemeyerek bilgili gözükenlerin, isteyerek ahlaksız olup, istemeyerek ahlaklı gözükenlerin, istemeyerek mağarada doyumsuzluk sağlayan, isteyerek mağarada kalan insana takılıp kaldı...

Dün engelli bir sivil toplum örgütüne düştü yolum.  Yüreğimde bıçak ucu gibi keskin bir sızı... Hadi, sanılarla yaşayan kadın! Birazcık belleğini arala, şimdi. Sivil toplum örgütlerinin kabaca nasıl ortaya çıktığından söz et. Ama çok da laf kalabalığı yapma olur mu? Öyleyse, hayhay diyelim,  kalemi alalım elimize. 

Sivil toplum örgütlerinin ortaya çıkışı...

Sivil toplum örgütleri, dünyada Sanayi Devrimi ve aydınlanmanın bir sonucudur.  Sanayi öncesi dönemde tarımsal toplum hayatıyla birlikte aile ve akrabalık bağları güçlü, cemaat kültürü yaygındı. Bu cemaat kültürünün oluşmasında din, hemşehrilik ve etnik aidiyet gibi çeşitli araçlar rol oynuyordu. Sanayileşmenin gelişmesiyle köyden kente doğru göç başladı. Bu yaşam biçiminin değişmesi sonucu aile ve akrabalık bağları zayıfladı. Cemaat kültüründeki aidiyet duygusu yitirildi, bireycilik ön plana geçti, bireyselleşme kişinin daha bağımsızlaşmasına yol açtı.  Dayanışma ve paylaşım azaldı, birey yalnızlık duygusuyla baş başa kaldı. Fabrikalarda fordizm benzeri çalışma biçimleri, insanın mekanikleşmesine neden oldu. Marks'ın söylediği gibi kişi kendine, emeğine, topluma, doğaya yabancılaştı.

Bu aşamada ulus devletlerin ortaya çıkışı, devletin devasa bir örgütlenme biçimiyle bireye karşı üstünlüğü, sivil toplum örgütlerinin ortaya çıkmasını sağladı. 1789 Fransız Devrimi sonucu kardeşlik, özgürlük, eşitlik ülkülerinin ve demokrasinin dinamizm kazanmasıyla sivil toplum örgütleri büyük sıçrama yaptı.

Sivil toplum örgütleri, yeri geldiğinde kamuoyunun vicdanına seslendi, halkın adalet duygusunu harekete geçirdi, bireyin meşru haklarını savundu.  Yeri geldiğinde yurttaş olmanın iç dinamiği oldu. Kazanılan hak ve yükümlülüklerin yerine getirilmesi, tartışılması, tanımlanması gibi vizyon ve misyonlar yüklendi.

Böylece modern toplumda, devletin bürokratik örgütlemesine karşı, bireyin hak ve özgürlüklerini savunan, ortak çıkarlar etrafında toplanan, gönüllülük temeline dayalı, hak ve özgürlük ihlallerine karşı tepki gösteren baskı kümeleri oluştu. 

Kuşkusuz ülkemizde sivil toplum örgütlerinin tam anlamıyla bir baskı kümesi olduğunu söyleyemeyiz. Batılı ülkelerde olduğu gibi bir sivil toplum hareketi oluşmadı. Bireyin kentte yalnızlaşması; kimi kez hemşehrilik örgütlerinin kimi kez dinin yaşamın içinde çok rol oynaması dinsel cemaatlerinin ortaya çıkmasına yol açtı. İşçilerin ezilmesi, işçi örgütlenmelerini doğururken yokluk ve yoksulluktan, akraba evliliğinden, kazalardan, depremlerden, hastalıklardan, doktor ve tedavi hatalarından dolayı sakat kalanlar da bir araya gelip kendi örgütlerini kurdular.

Türkiye'de engelli sivil toplum örgütlerinin sorunlarını Sakatlığa Övgü kitabımda yazdım. Bu yüzden burada kabaca birkaç şeyden söz edeceğim. Engelli sivil toplum örgütlerinde en büyük sorun finansal kaynaktır. Mali sıkıntılar öyle büyük bir sorun ki, başkan ya da yönetim kurulu üyelerinin işi bir tek bu oluyor. Dolayısıyla engelli sorunları bir kenara itiliyor. Kimisi tabela derneği oluyor kimisi de varsıldan alıp yoksula dağıttığı için sadaka kültürünün keskinleşmesine neden oluyor. Kimi sivil toplum yöneticileri ise iktidarla yakın ilişkiler kuruyor, misyon ve vizyonlarından vazgeçiyorlar.

Ah! Şu metaforlar...

Nasıl da yarama dokundun! Hani dün bir engelli sivil toplum örgütüne gittiğimi söyledim ya! Düşündüklerimi ben anlatayım, sen dinle! Bu toplumun yalnızları/dışlanmışları, bir mağaranın girişinde arkaları dönük oturuyorlar... Güneşin girmediği, gri, puslu bir alacakaranlıkta, keskin ölü kokusunu duymuyorlar, biliyor musun? Nöronları da kör, sağır, kambur ve topal... Niceliksel olarak çoklar nitelik olarak hiçler... Arkalarındaki devasa duvarlarda siyah kadifeden taşlar, kelebekler gibi dans ediyor... Bu toplumun yalnızları/dışlanmışları, duvardaki gölgeleri lal taşının ışıldaması sanıp Amerika'yı yeniden keşfe çıkacaklar gibi... Doğduklarından beri mağaranın girişinde arkaları dönük oturdukları için gölgeleri gerçek sanıyor, en garip müzikleri güzel buluyor, zehir solurken çıngıraklı yılanların çevrelerinde gezindiğinin ayrımına varmıyorlar...

Sanal cemaatler...

Ne kadar da edebiyat yaptın! Zaman değişiyor şekerim. Pıtrak gibi çoğalan engelli siteleri var artık!   Sosyal medyadan tanıdığın, hiç görmediğin, varlığını yalnızca düşüncende canlandırdığın kişiler var mı? Ya da herhangi bir engelli sitesine üye misin? Bu sitelerde engelli sorunlarının çözümüne katkı yapan forumlara katılıp düşüncelerini paylaştın mı, sohbet odalarında hiç bulundun mu? Toplumsal koşullardan dolayı evden çıkamayan, sosyalleşme olanağı olmayan, bir kadın/erkeğe kur yapmayı bilmeyen, kendi varoluşunun, bireysel/cinsel kimliğinin anlamını oluşturamayan engellilerin bu sanal sohbet sitelerinde ne düşler ne dramlar yaşadığını bilemiyoruz tabii ki. 

Elbette sanal cemaatler, engelli sivil toplum örgütlerinin işlevlerini yapabilirler. Neden olmasın? Olmak ya da olmamak aynı uzam ve zamanda değil artık. Uçsuz bucaksız, karmaşık bir ağın küçücük parçalarıyız. Bugün engelli internet siteleri, reel yaşamdaki örgütlerin sosyal tutkal olma işlevini çoktan üzerine almış gözüküyor... Ancak insanın insana duyduğu açlık hiç yitirilmeyecek gibi geliyor bana... Sanal cemaatlerdeki birlikteliğin ne kadar zayıf ya da kırılgan olup olmadığını zamanla göreceğiz...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.