Evren, denge üzerine kuruludur. Dünya kendi ekseni çevresinde, ekvatora yansıyan hızla saatte 1670km hızla dönmeseydi gece-gündüz çok uzun olurdu. Geçtiğimiz 21 Mart tarihi gece ile gündüzün eşit olduğu tarihti. Gecenin, gündüzün çok uzun olmasının sonuçları sıcaktan kavrulan, soğuktan donan canlılar olacaktır. İnsan bedenindeki ısı, 35’in altına düştüğü zaman üşüme başlar. 32 dereceye indiğinde donma durumuna geçer. Sağlıklı olduğumuzu; beden ısımız 36,5 ya da 37 derece olunca duyumsarız. Beden ısısı 37 derece üzerine çıkınca ateş başlar. Dengede olmak tüm canlılar için çok önemlidir. Fiziksel koşullara bağlı olan dengenin önemi dışında benim asıl üstünde durmak istediğim ruhsal dengede olmamızın zorunluluğudur. Ruhsal dengemizin bozulması sağlıksız olmamız demektir. Bedenimize giren grip virüsü, sağlıklı olma dengemizi bozduğunda dinlenerek, c vitaminli gıdalar tüketerek, bol su içerek, hijyen kurallarına dikkat ederek dengeye geliriz. Ruhsal dengemizin bozulduğu dönemlerde, dengeye gelebilmek için yapmamız gerekenler vardır.

Ruhsal dengemizin bozulması iki türlü dağınıklıktan ötürü ortaya çıkar.

1) İçsel dünyamızdaki dağınıklar

2) Dış dünyadaki dağınıklıklar.

Ülkemizde, çocuk yetiştiren anne baba tutumlarının çoğunlukla yanlış olduğunu düşünüyorum. İçsel dağınıklıkları belirleyen çocukluk dönemindeki yüklenmelerdir. Aşırı erkeklik rolüyle yüklenmiş bir çocuk, trafikte kendisine yol vermeyen birine korna tacizinde bulununca olay coplu kavgaya dek varır. Dışsal dağınıklıklar; devletin kurumlarının gerektiği gibi çalışmamasıyla, sağlık, konut, işsizlik, eğitim gibi temel sorunlarımıza çözüm sağlamamasıyla ilgilidir. Çevremizi saran, iletişim halinde olduğumuz insanların olumsuz davranışlarının kökü, dışsal dağınıklıklara bağlıdır. İş yerinizde, işsiz kalmamak için iş arkadaşlarınızla rekabet etmek zorunda kalmanız devletin kurumlarının dağınıklıklarının sonucudur.

Çocukken çok şımartılan, her istediği yapılan bir çocuk yetişkin olunca iş yaşamında, evlilik yaşamında sorunlar yaşayacaktır. Şımarık yetişmiş karakterler önünde sonunda çevresiyle çatışmaya girerler. Sürekli kendi istediğinin yapılmasını isteyen, yalnızca kendine göre davranılmasını gerekli gören, kaprisli davranan, empati duygusu olmayan biriyle bir ömür boyu iletişim sürdürülemez. Sağlıklı bireyler, dengelerini korumak için bu türdeki kişilerle iletişimi kesmek zorundadırlar. Şu ya da bu nedenle şımarık karakterlerin davranışlarına katlanan bireyler varsa, bu katlanma şımarık karakterlerin kendisiyle hiç yüzleşmemesi sonucunu doğuracaktır. Yanlışa sürekli katlanma tutumu sağlıklı olan ruh halimizi dengesizleştirir. Dengesizleşmemizse; mutsuzlaşmamız, verimsizleşmemiz, yaşamımızı yönetemeyişimiz anlamına gelir. Şımarık karakterlerin dengesi, çevresindeki insanların kendisinden uzaklaşmasıyla bozulur. Anne baba tutumlarının yanlışlığının kendi karakterini belirlediğini göremeyen bu şımarık yetiştirilmiş insanların, çocukluklarıyla yüzleşmeleri gerekir. Kendi davranışlarının yanlışlığını fark ettiklerinde düzelmeye de başlarlar. Kendileri üzerinde disiplinli bir çalışmaya girerek dengeye geleceklerdir. Dengede olmanın en önemli koşulu kimsenin dengesini bozucu etkide bulunmamaktır.

İçsel dünyamızın dağınıklıkları, çocukluğumuzda nasıl yetiştiğimize bağlıdır demiştim. Aileniz, başörtüsü kullanmayan, namaz kılmayan insanların “dinsiz, imansız” olduğuna sizi inandırmışsa; çeşitli ortamlarda zihninizdeki önyargıyı sözle ya da davranışla ortaya koyduğunuzda tepkiyle karşılaşırsınız. İstanbul Maslak’ta Ayşegül T.’ye şort giydiği için, Pendik Aydos hattı minibüsünde Melisa S.’ye mini etek giydiği için saldıranlar tüm kadın dayanışma örgütlerinin tepkilerini karşılarına aldılar. Zihnindeki düşüncenin tek doğru olduğuna inanan kişi en uç olarak saldırma hakkını kendi içinde normalleştirir. Bu davranışı normal karşılamayarak tepki verenler olduğunu görünce içsel dünyasının dengesi bozulacaktır. Sorun, çocukluğunuzda oluşturulmuş zihninizdeki önyargıdadır. Bunu yıkmazsanız başka insanların farklılıklarına tahammül edemezsiniz. Hiç kimseyi inancından, giyim biçiminden ötürü yargılamamak dengede olmaktır. Kendimiz, tek doğru değilizdir. Doğrular kişiden kişiye, kültürden kültüre, akıldan akıla göre değişir.

Küçüklükten başlayarak erkeği mutlu etmek yönünde yetiştirilen kız çocuklarının ileride kadın olduklarında dengelerinin bozulduğunu görüyorum. Sürekli verici davranmayı, kendini yok sayacak kadar fedakarlıkta bulunmayı çocuklukta öğrenmiş kadınların dengesi de bir noktadan sonra bozulmaktadır. Sürekli verici davrananın, vermekten almaya fırsatı olmaz. Bu durumun, bir an gelip dengesini bozacağını bilmez. Sürekli verici durumunda olup hiç almıyorsak vere vere, verecek bir şeyciğimiz kalmaz. Verme depomuzun sıfırlanmaması için almamız da gereklidir. Bugün birçok kadının evliliklerinde mutsuz olmasının nedeni dengesinin bozulmasıdır. Sürekli verici olmak kişiyi tüketir. Tükenen kişi olumsuz davranışlar ortaya koymaya başlar, tepkiselleşir. Sürekli alıcı durumunda olanlarla çatışmaya başlar. Kavgaların, çatışmaların nedeni dengelerin bozulmasıdır. Verenin alıcı da olmaya başlamasıyla, alıcının verici de olmaya başlamasıyla dengeye varılır.

Pek çok engelli insanın yaşadıkları ruhsal dengede olamama durumları hem içsel hem de dışsal kaynaklıdır. Engelli olmak, bir yanlış, bir kusur değildir. Kişinin elinde olmayan, hiçbir biçimde bundan ötürü suçlanamayacağı bir gerçekliktir yalnızca. Ruhsal dengede olmak için öncelikle bu gerçekliği cesaretle kabullenmek gereklidir. Engelli kişi, engelli olma gerçekliğine yüzde sekseni cahil dediğim toplumun yargılamalarıyla bakarsa asla dengeye gelemez. Kendisine, başkalarının cahil değerlendirmeleriyle bakan kişi yengi elde edemez. Her kişi, bu ülkede cahillikle savaşmakla sorumludur. Engelli kişiler bundan muaf değildir. Cahilliğe karşı zafer elde etmek, bu toplumda yaşayan her bireyin hedefi olmalıdır. Engelli olan da engelli olmayan da cahilliğe karşı birleşmek zorundadır. Bir kişide bile dönüşüm yaratmak bir zaferdir. Engelli kişi, toplumun gözüyle kendisine bakarsa kendisine acır. Mağdur olmayı seçmek yanlıştır. Engelli kişi mağdur kişi değildir, toplumdan acıma değil destek görmesi gereken kişidir. İnsanın kendine acıması, engelli olmasından ötürü birilerini suçlaması, toplumun cahil değerlerine teslim olması, kine ya da öfkeye sarılması; içsel dünyasının dağınık, bakımsız olması demektir. Evimizin bakımsızlığı, dağınıklığı nasıl bizi mutsuz ederse içsel dünyamızda yer verdiğimiz dağınıklıklar da bizi mutsuz eder. Dengede olmak için içsel dünyamız üzerinde disiplinli bir çalışmaya girmemiz gereklidir. Engelli olduğu halde pek çok ruhsal dengesi sağlam insan olduğunu görüyoruz. Onlar, kendilerine toplumun cahil penceresinden bakmıyorlar. İçsel dünyalarına olumsuz düşünceleri sokmadıkları, dengede olmalarıyla görülmektedir. Düşünceler, her şeyi belirler. Acınacak biri olduğunuzu düşünürseniz güçsüzlük duygusu yaşarsınız. Acınacak biri olmadığınızı düşünürseniz güçlülük duygusunu yaşarsınız.

Negatif davranan insanlar, içsel dünyamızdan kapı dışarı etmediğimiz olumsuz düşünceler, tembellik, kitap okumamak, araştırmamak, bilgisizlik, bir uğraşımızın olmaması, bir hedefimizin olmaması, boş konuşan insanlarla geçirdiğimiz ölü zamanlar, kendimizle yüzleşmemek, bağımlılıklar, hırçın, agresif davranışlar…ruhsal dengemizi bozan ne varsa hepsini tespit etmeliyiz. İçsel dünyamızdaki dağınıklıklar mı yoksa dış dünyamızdaki dağınıklıklar mı ruhsal dengemizin bozulmasına yol açıyor? Dengede olmak, öncelikle kendimiz için sonra içinde yaşadığımız toplum için bir zorunluluktur. Tekerlekli bir sandalye gereksinmesi olan bir engelli, bu konuda dışsal bir dağınıklık yaşıyorsa devletin kurumlarını kendi dağınıklarını toplamaya çağırmalı, tekerlekli sandalye hakkını dilekçeyle, medyayla, derneklerle gerekirse savunmalı. Hiçbir şey yapmadan dengeye gelinemez. Okulda engelli çocuğuna kötü davranılması gibi dışsal dağınıklar mı var? Haklı olduğuna inanmalı kişi önce iç dünyasında. Sonra da yapabileceği en doğru şeyin ne olacağını düşünüyorsa onu yapmalı.

Arada da dengenizi bozanlara; Turgut Uyar’ın “Denge” şiirinden şu dizelerle yanıt veriniz, Sezen Aksu’dan da şarkısını dinleyiniz, dengede kalınız, dengeye sarılınız, dengeyi seviniz.

***

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yan gelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.