O gün, bir bankanın sanat etkinliklerinden beşincisine, ünlü bir şairimizin şiir gecesine katılmak üzere heyecanla bekliyordum. Bir yandan da o gün şehir dışından gelen bir arkadaşımla hoş sohbet birkaç saat geçirmenin mutluluğunu duyuyordum ki yeğenimin telefonuyla tüm sihir bozuldu.

Babam yoğun bakıma kaldırılmış…

Taksim’den Haydarpaşa’ya nasıl gittiğimi anımsamak istemiyorum. Birkaç saat içinde iki kalp krizi geçirmiş seksen altı yaşındaki bir adamdan bahsediyorum. Ve o adam benim babam… Babamı anjiyoya almak istiyorlarmış doktorlar. Telefonla bana sorup duruyor kardeşim. “Yapacak bir şey yok, mecburen yaptıracağız,” diyorum. Hastaneye ulaşabildiğimde babamı çoktan anjiyoya almışlardı. Damarlarda ilerleyememişler, bir ara kalbi de durunca yarım bırakmışlar. Bizimle konuşan doktorlar, “Her şeye hazır olun,” dedi. Ve babamı yoğun bakıma aldılar.

Şimdi bunları yazıya bu kadar sakin dökebiliyorum. Ama gözümün önünden yoğun bakım ünitesi o günden beri hiç gitmiyor. Bekleme salonunda biraz otursanız her an çağırılma korkusuyla yoğun bakımın önünden ayrılmak içinizden gelmez. Aklınız içerdeki hastanızdadır hep. Beklemek… Çaresizlik… Azrail’in bir gecede üç dört hastaya uğradığı bu ünitenin kapısında kara haberi alanlarla ağlamak, dua ardına dua okumak…

Kahvaltı ve yemek zamanlarında on dakika yoğun bakıma ünitesine alınıyorduk. O zamana dek çocuğumun dışında kimseye yemek yedirmemiştim. Ya babam ben yedirirken boğazına kaçırırsa ne yaparım diye çekingen çekingen davranırken bir yandan da onun o bitkin hali beni kahrediyordu. İki kaşık çorbayı zor yutuyordu. O sırada örneğin bir peçete lazım olsa; hemen yandaki hastanın refakatçısı uzatıverir peçeteyi. Uzanan el kimindir fark etmezsiniz bile. Çünkü yoğun bakımda cinsiyet diye bir kavram yoktur. Bunu o kötü günlerimde hep düşünmüşümdür. İnsanın gerçekten insan olması için başına böyle şeyler mi gelmesi gerekli diye. İnsan, sadece insan olduğunu hastanede, yoğun bakım ünitelerinde anlar. Sadece insan… O sırada kimse kimseye başka gözle bakmaz, bakamaz. Erkekmiş, kadınmış, orası açıkmış, burası kapalıymış aklından bile geçmez ki. Can pazarıdır o ortam can… O size yardım eli uzatan, belki de dışardaki hayatında kötülük abidesi biridir ama yoğun bakım koşullarında aklı başına gelir insanların, içlerindeki “insan” hortlar.

Ben bir peçete örneği verdim. Oysa çok örnekler yaşadım. Doktorlarla diyaloglara yardımcı olmak mı, hastanızın kalkmasına yardım etmek mi, bezlenmesine varana kadar bakımına yardımcı olmak mı, hatta bahçede bir soluk almak için hastanızı emanet etmek mi dersiniz.

Yani diyorum ki sizin hiç yakınınız yoğun bakım ünitesine düşmemiş anlaşılan. Siz derken; hani yoğun bakımda kadınla erkek bir arada bulununca aklına yoğun ilişkiler gelen zihniyet; size söylüyorum.

Şu anda ne dilesem bilmiyorum. Hani yoğun bakıma bir hastanız düşse de kendinize gelseniz demek bile aklımdan geçmiyor değil hani.

Neden bu kadar kötü düşündüysem? Yoksa benim de bir kez daha yoğun bakım ünitesi havası solumam mı gerekiyor? Ama böyle saçmalıkları duyunca insan, insan olmaktan çıkıyor.

Ne yapabilirim?

Ceyda Sevgi Ünal

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Belma Demir Akdağ 2018-03-01 20:23:08

Yoğun bakımı psikolojisini yaşamayan bilemez.Ben bir ay yaşadım. Orada cinsiyet yok sadece stabil yaşayan ince çizginin bir sağına bir soluna geçenler yüreğine sağlık....

Avatar
Songül 2018-03-03 21:55:00

Kader arkadaşlığı yaptığımız yardımlarını esirgemeyen Sevgi Ünal iyi bir evlat sabırlı refakatçi gözlemci ve insanlık denince çok üst taraflarda yer alan ve hala mutluluğumuzu ve umutsuzluğumuzu paylaşan Sevgi Ünal kakeminize ve dimağınıza sağlık siz hep var olun sağlıklı olun saygı ve selamlar